Shadow
  • 881_FUAT HİT2.JPG
  • 722_S0229134.JPG
  • 136_S0239135.JPG
  • 533_S0316080.JPG
  • 120_S0326082.JPG
  • 444_DSC_0716.JPG
  • 899_DSC_0749.JPG
  • 363_2013-04-05 01.52.46.jpg
  • 176_DSCF0646.JPG
  • 432_S0309142.JPG
  • 585_inlice (1).JPG
  • 823_IMG_8549-16.jpg
  • 560_P1090822.JPG
  • 566_Untitled_Panorama1.jpg
  • 213_S0356149.JPG
  • 247_2013-03-19 22.29.57.jpg
  • 846_S0106048.JPG
  • 62_DSCF0306.JPG
Shadow

Haydi...Işık Ülkesi ''LYKIA' da buluşalım...

Text

         Otelimiz Göcek bölgesinde "boutique" tarzında, plaja yürüyüş mesafesinde, temizlik ve konforun yemyeşil bir doğanın içinde sunulduğu, huzur ve güven içinde konaklayabileceğiniz bir aile işletmesidir. 
Tatil tercihiniz doğallık ve sakinlikten yana ise,
Başka türlü bir şey benim istediğim diyorsanız, Hotel DaLos tam size göre...
Otelimiz denize doğru uzanan etrafı çam ağaçlarıyla çevrili yemyeşil bir vadinin içinde.

        İster hayıt, günlük kokusu, kuş sesleriyle birlikte yürüyerek ulaşağınız İnlice plajında denizin ve güneşin tadını çıkarın, isterseniz tembellik hakkınızı kullanıp, tüm odalarında balkonu bulunan, doğa-deniz manzaralı, klimalı, özellikle çocuklu ailelerin rahat edebileceği genişlikte, özenle dekore edilmiş rahat ve konforlu 12 odamızdan birinde yan gelip yatın. Dilerseniz dışarıda çeşit çeşit bitkilerin, meyve ağaçlarının yer aldığı geniş bahçemizde hamak keyfi yapın, doğayla bütünleşin yada fitness salonumuzda spor yapın. Günlük yaşamın koşturmacası içinde zaman ayıramadığınız hobilerinize zaman ayırın, bunun için hobi-aktivite merkezimiz hizmetinizde. Yetişkinler için ayrı, çocuklar için ayrı emsallerine göre oldukça büyük havuzumuzda yüzmenin, serinlemenin, güneşlenmenin de keyfini çıkarabilirsiniz.

Otelimiz önemli turizm destinasyonların tam ortasında, bir çok yere çok yakın, ölüdeniz, kayaköy, saklıkent, dalyan, xantos, patara kelebekler vadisi günübirlik gezintiler için ulaşılabilir mesafede, ve Göcek'in destansı güzellikteki Mavi Tur, Göcek'e gelipte yapmadan olmaz, yapsanızda bir defa yapmakla tadına da doyulmaz...

Yüzme havuzumuzun hemen yanı başında yer alan Dalos Restaurant kafe & bar gün 24 saat hizmetinizde.
Mavi turun en özel seyir rotası, uğrak noktası Göcek’ teyiz ve Göcek’in plaja en yakın oteliyiz. Gezmek, görmek, keşfetmek için Ölüdeniz, Kelebekler Vadisi, Dalyan, Saklıkent, Tlos, Patara, Xantos günübirlik olarak gidip-dönülebilir uzaklıkta. 
Keyif ve huzur dolu bir tatil için neye ihtiyacınız var ise, biz sizin yerinize düşündük,
Size kalan;
Hotel Dalos ta tatilin keyfini çıkarmak…

GÖCEK YAKIN ÇEVRE

İNLİCE PLAJI (500-800 mt)

Aracı olanlar, Göcek merkezinden Fethiye yönüne doğru 5 km ilerlediklerinde sağda ‘İnlice Plajı’ sapağını görecekler. Gün içerisinde Belediye binası önünden kalkan ve İnlice Plajı'na giden dolmuşlarıda kullanabilirsiniz. 

Göcek Belini geçip İnlice’ye girer girmez havanın bir anda değiştiğini hissedeceksiniz. Havanın sıcaklığı gitmiş yerine tatlı bir serinlik gelmiştir. Eğer gece ise bir anda etrafı kekik kokuları eşliğinde hoş bir doğa kokusu kaplar.

Göcek Belediyesinin işlettiği kafe ve 800 metre uzunluğundaki plajda; araç park alanı, aperatif yiyecek içecek çeşitleri, wc, duş, soyunma kabinleri, şezlong, şemsiye gibi tüm ihtiyaçlarınızı uygun bir fiyata karşılayabilirsiniz. Çadırda kalmayı tercih edersiniz yine uygun bir fiyata bu plajın arkasındaki kamping alanına çadır kurabilir ve yazın keyfini sürekli bu güzel kumlu plajda çıkarabilirsiniz. Ayrıca yazın Göcek ile orman kenarındaki İnlice Plajı arasında yaklaşık 5 derecelik bir sıcaklık farkı olduğunu da söyleyelim. Akşamları Göcek’te sıcaktan şikayet ederken İnlice Plajında üstünüze ceket alma ihtiyacı duyabilirsiniz. Geceleri gökyüzüne baktığınızda bu kadar çok yıldız görebilmenin şaşkınlığı ile doğal hayattan ne kadar uzak yaşadığınızı üzülerek bir kere daha fark edersiniz. 

İnlice Plajı’na 300 metre mesafede bulunan dünyaca ünlü ‘Günlük’ (Yörede Sığla da deniyor) ağaçlarının bulunduğu koruluğu görmenizi de tavsiye ederiz. Yüksek, sık dallı, en sıcak zamanlarda bile gölgesinde üşüyebileceğiniz, güneşin size ulaşamadığı bu özel alanı mutlaka görmelisiniz. Reçinesinin hemen hertürlü yarayı çok çabuk iyişeltirdiği söylenen ve ilaç sektöründe kullanılan bu ağaç çeşidinin, dünyada sadece bu bölgede ve Hindistan’ın kısıtlı bir alanında yetiştiği söylenmektedir. Güzelliğin gelecek nesillere aktarılması için ağaçların kabuğuna zarar vermemenizi öneririz.

GÜNLÜKLÜ KOYU (7km)

Göcek - Fethiye karayolu üzerinde, çok sayıda koy ve plaj vardır. Teknelerle gelinse de karayoluyla daha kolay ulaşılır bu koylara. Yerli-yabancı kampçılarla, karavanıyla gelenlerin sevdikleri yerdir. Yaz aylarında özellikle hafta sonları, yakın çevreden piknik yapmak, denize girmek için gelenlerin akınına uğrar.

Günlüklü koyu, güneş ışığı geçirmeyen günlük ağaçlarının içinde yemyeşil bir doğa harikasıdır. Göcek - Fethiye karayolundan 1 km içeride olan Günlüklü Koyu kumsalı Günlük (Sığla) ağaçlarıyla kaplıdır. Ağaçların altında çadır kurulabilmektedir.

KATRANCI KOYU (9km)

Katrancı Koyu tam bir cennet parçasıdır. Kızılçam, okaliptüs ve Kıbrıs akasyaları arasına gizlenmiştir.  Mayıs-Ekim arasında çadır kurabilir, su, elektrik alabilir, ihtiyaçlarınızı büfe ve kafeteryalardan karşılayabilirsiniz. Katrancı’ya yaz aylarında Fethiye’den düzenli minibüs seferleri yapılıyor.

Kalabalıktan sıkılanlar, Katrancı’nın kıyısındaki patika yolu izleyip tepeyi aştıklarında bir başka koya, Kızlar Koyu'na çıkarlar. Üç tarafı çamla kaplı bu koy daha sakindir. Tepedeki çardak lokanta-bar, koyu ayaklar altına alan manzarasıyla ilgi görmektedir.

ÇALIŞ (17km)

Fethiye merkezinin çevresindeki en tanınan plajlardan birisidir. Çalış plajı körfezin açığında yol kıyısında 5km uzunluğunda dar bir kumsallıdır. İyi rüzgâr aldığı için sörfe çok uygundur. Fethiye’ye 4km. uzaklıktaki plaja otobüs ve minibüs seferi düzenli ve çok sıktır. Yol ve kumsal boyunca çok sayıda otel sıralanır. Çalış’ta lokanta, bar ve alışveriş yerleri de bulunmaktadır. Son zamanlarda plaja bir Yörük çadırı kuruldu. Kaybolmaya yüz tutmuş yörük kültürünü, mutfağını tanıtmak için iyi de oldu. İlgi görüyor.

SARIGERME (26km)

Sarıgerme Dalaman Havaalanı’na yakınlığı ve modern konaklama tesislerinin hizmete girmesiyle bir anda popülerleşen bir turizm merkezidir. Sırtını çamlara dayamış Sarıgerme sahilinde ince kumsalla çamların amansız mücadelesi sürmüş yüzyıllar boyu. Tarihte Pisilis kenti kuruluymuş bu sahillerde. Kent şimdi kumların altında. Kazı çalışması yapılmadan bölgenin turizme açılmasıyla ve otellerin yapılmasıyla  Pisilis tarihin ve kumun derinliklerinde yaşamaya mahkûm edilmiş.

Sarıgerme, Osmaniye Köyünün sahilinin adı. Köy sahilden 850 m içeride. Sarıgerme adı, Osmaniye’nin içinden geçen ve kumsalı bölen Sarıçay’la ilişkili. Sarıçay ormandan kesilen kerestelerin denize taşınmasından kullanılırmış. Keresteler denize kaçmasın diye de deniz bağlantısı kapatılırmış. Bu işleme “germe” denirmiş. Sarıgerme adı da böyle oluşmuş.
7 km uzunluğundaki kumsalı, sığ denizi ve biraz açıktaki Baba Ada’sıyla Sarıgerme tam bir tatil cenneti. Sahil temiz, büfe, duş-wc, şezlong ve şemsiye ve kabinler mevcut. Sahil düzenlemesi ve bakımı için girişte küçük bir katkı payı alınıyor.

FETHİYE MÜZESİ (23km)

Başta Telmessos olmak üzere  Fethiye çevresindeki antik yerleşimlerde sürdürülen kazılarda elde edilen buluntuların sergilendiği Fethiye Müzesi, kent gezisi öncesi ya da sonrasında mutlaka gezilmeli. Tunç, arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemine ait arkeolojik, Menteşe, Osmanlı ve yakın döneme ait etnografik eserlerin sergilendiği müze Pazartesi dışında her gün 08.00-17.00 saatleri arası açık.

FETHİYE (23km)

Her kent, her deniz bir renkle anılsaydı Fethiye’ye turkuaz yakışırdı. Turkuaz yeşile çalan mavi demek ve Türk’ten üretilmiş, Türk çinilerinin mavisinden. İşte mavinin bu en güzel tonu gelip Fethiye’de Ölüdeniz’e oturmuş. Akşamüstü, günbatımına doğru doğa harikası Ölüdeniz’de, başka hiç bir denizde göremeyeceğiniz turkuazı yakalayacaksınız. Mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil ama hem mavi, hem yeşil. Anlatması zor. İyisi mi siz gidip kendiniz görün de vurgun yemiş gibi olun!
Fethiye’ye varıp da kalacağınız yere yerleştiniz mi, önce bir çarşısını dolaşın. Oldukça iyi korunmuş, yapılaşmanın kontrol altında tutulduğu, daracık sokakları gölgeli, küçücük meydanlarıyla sevimli çarşısını dolaştınız mı kendinizi artık Fethiye'li hissedeceksiniz. Yabancılığınızı unutacaksınız da yıllardır burada yaşıyormuşsunuz gibi bir duygu saracak içinizi.
Akşam olunca çarşının rengi ve havası değişiverir. Lokantaların, barların zamanıdır artık. Balıklar ızgarada cızırdamaya ve ortalığı hafiften bir anason kokusu sarmaya başlamıştır. Gündüzün sıcağı da geride kalmış, akşamın serinliği egemen olmuştur.
Fethiye çevresini  öyle birkaç günde dolaşmak kolay değildir. Tatil için her şey vardır. Tarih, kültür, plaj, su sporları, Türkiye’nin en iyi yamaç paraşütü alanı, Türkiye’nin en etkileyici ören yerleri, en iyi koyları, mutfak ve alışveriş. Fethiye dışında, tatili bu denli dolu geçireceğiniz, her anından zevk alacağınız yerlerin sayısı azdır.

 

 

KAYAKÖY (30km)

Hisarönü Köyü’nü geçip  çamlar arasından 5 km daha ilerlerseniz bir "hayal-köy" göreceksiniz. Buranın adı Kayaköy. Yamaca doğru biri diğerinin önünü kapatmayacak şekilde saygıyla dizilmiş 3500’e yakın evden oluşan bu köy eski bir Rum yerleşimiydi. Anadolu Rumları iyi tarımcı olduklarından ekilir dikilir araziye ev kurmazlardı. Evler çevredeki kayalık, taşlık alanlara kurulurdu. Kayaköy de bu anlayışa uygun kurulmuş. Köyde 1922’ye kadar 25 bin kişi yaşıyordu. İstiklal Savaşı’ndan sonra nüfus değişiminde köyün sakinleri Yunanistan’a göçtüler. Köyde 13. yy'dan beri Hıristiyan toplumun yaşadığı biliniyor. Buraya da nüfus değişiminden sonra Batı Trakya’dan göçenler yerleştirildi. Kayaköy’ün önündeki düzlüğe evler kurdular.

Şimdi düzlükte 2000 kişilik bir yerleşik nüfus var, eski evler de kapısız, penceresiz bir yalnızlık içinde bekliyor. Evler bütünüyle koruma altına alındı ama bu işin epeyce geç yapıldığını siz de göreceksiniz. Eski adı Levissi olan köyde iki kilise, 14 şapel (küçük kilise) vardı. Taksiyarhis ve Katopanayi kiliseleri çok harap durumda. İkincisinin ahşap kapısı Fethiye Müzesi'nde. Panagia Pirgiotis Kilisesi (Aşağı kilise) ise iyi durumda.  Freskleri ile ilgi çekici bu kilise, ziyaret etmeye değer. Taş döşemeli yolu izleyip tepedeki şapele ulaşınca Soğuksu Koyu'nu panoramik olarak görüyorsunuz. Hava çok sıcak da olsa burası her zaman serin bir esintiyle ferahlık veriyor.

1990'da Rodos'lu papaz ile Fethiye'li imam Ali Meryem Ana Kilisesi'nde barış ve dostluk için dua etmişlerdi. Mimarlar Odası ve mimarlık öğrencilerinin oluşturduğu Galata Gurubu köyde önemli çalışmalar yaptı. TÜRSAB gibi sektör kuruluşları da restorasyon çalışmalarına destek veriyor. İki kilisenin restorasyon çalışmaları finansman zorluklarına karşı sürdürülüyor. Mübadele'den önce kız ve erkek ilkokulları, doktor ve eczaneleri, çok sayıda dükkanı ile çok canlı bir yerleşimmiş. Gazete bile yayınlanırmış.

Mübadele ile gelen müslüman mübadiller burayı pek sevememişler, çoğu başka yerlere göçmüş. Buradan Yunanistan'a gidenler de Atina yakınlarında bir yabanıl yere iskan edilmişler. Burayı mamur edip adına Nea Makri demişler. Yani "Yeni Fethiye"yi kurmuşlar.
Köyün alt taraftaki bazı evleri restore edilmiş. Burada oturanlardan biri İstanbul'lu bir ressam, yılın yarısında burada. Diğer biri de köpeği ve tavuklarıyla yalnız yaşayan Kaptan. Kayaköy'ü sanat çalışmalarının yapıldığı bir "Barış ve Dostluk Köyü" yapma projesi pek yol alamadı ama burada bir "Kayaköy Sanat Kampı" var. Yabancıların da bulunduğu öğrenciler heykel, seramik, fotoğraf gibi sanatlarla uğraşıyorlar. Pottery Hause adlı atölyede de çömlek yapılıyor. Hediyelik eşyalar satılıyor ve eski eşyalardan küçük bir de sergi var.

DALYAN (35km)

Köyceğiz Gölü’nü denize bağlayan ve antik dönemde Calbis adı verilen fiyort tipi doğal kanalın kıyısında şirin bir tatil beldesi var, adı Dalyan! Turizmin hızla gelişmeye başladığı yıllarda artan yapılaşma tehditi, 1998 yılında bölgenin Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesiyle kontrol altına alındı. 
Uzun yıllar boyunca doğallığı bozulmamış bir köy olarak kalan belde bugün de aşırı yapılaşmadan uzak. Ama eski yapılardan neredeyse hiçbir şey kalmamış ne yazık ki!
Kimisi şehir merkezinde, kimisi şehir girişinde çok sayıda otel, pansiyon ve lokantalarıyla tam bir tatil beldesi. Daha çok günübirlik geliniyor Dalyan’a ama çevrenin doyasıya tadına varmak için en az 2-3 gününüzü ayırmalısınız.
Dalyan, adını buradaki doğal kanallar ve bu kanallar üzerinde yüzyıllardır yapılan dalyan balıkçılığından almış. En çok kefal yakalanıyor ve çevredeki lokantalarda başka yerde bulamayacağınız kadar uygun fiyatla yenebiliyor. Kefal satın almak isterseniz, kooperatiften alabilirsiniz. (Dalyan - İztuzu kanal yolu üzerinde) Fiyat da son derece uygun.

 

CADIANDA (35km)

Likçe adı Cadavanti olan Cadianda, Fethiye’ye 20 km uzaklıktaki Yeşil Üzümlü bucağı yakınında yer almaktadır. Tarihi MÖ 5.yy a kadar uzanan kentin Roma İmparatorluğu döneminde çok canlı ve zengin bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Denizden 600m yükseklikte, çevresi muntazam olmayan taşlarla örülmüş bir surla çevrili kentin kuzey girişinde 4 adet Likya tipi mezar bulunmaktadır. MÖ 4.YY da yapıldığı sanılan mezarların 3 tanesi ev tipi olup bugün yıkık durumdadır. Tek bir kayadan oyulmuş 4. mezarın güney yüzünde divana uzanmış bir adam, kuzey yüzünde ise elindeki mızrak ve kalkanla hasmına saldıran bir atlı figürü yer almaktadır. Akropol’ün kuzey girişinde ilk karşılaşılan yapılar Dorik tarzı bir tapınağı ait olduğu sanılan kalıntılar ve Roma Dönemine ait İmparator Vespasianus tarafından yaptırılan yontma taş bir hamam kalıntısıdır.

Kentin kurulmuş olduğu tepenin yamacına oturtulmuş küçük tiyatronun batı bölümündeki oturma yerlerinin büyük bir bölümünün sağlam olmasına rağmen, sahne kısmı tamamen yıkılmıştır. Kentin merkezinde, batıdan doğuya doğru uzanan yaklaşık 9 metre eninde 900 metre uzunluğundaki geniş alanda yer alan kalıntıların şehir stadyumuna ait olduğu sanılmaktadır. Zira kazılarda ele geçen birçok yazıtta, Candianda’da düzenlenen atletizm şenliklerinden bahsedilmektedir. Stadyum çevresinde bulunan, başarılı atletlere ait oldukları sanılan heykel altlıkları da bu fikri doğrulamaktadır.

KELEBEKLER VADİSİ (40km) Karasal Ulaşım Yoktur

Fethiye çevresinin en çarpıcı yerlerinden birisi Kelebekler Vadisi’dir. 1995’in 8 Şubat’ında 1. derecede doğal SİT ilan edilen ve her türlü yapılaşmaya  kapatılan kayalık ve çamlık vadide biraz zahmetlice tırmanıştan sonra milyarlarca kelebeğin kayaları, ağaçların gövdelerini ve yapraklarını, kısacası her yeri bir şal gibi örttüğünü görmek çok şaşırtıcı bir etki yaratıyor. Önce bunu fark edemiyorsunuz, doğal görüntü böyleymiş gibi geliyor insana. Ama bir ses, bir hareketle havalanıveren kelebekler gökyüzünü kaplıyor, vadiye gölge düşüveriyor.

Kelebekler Vadisi’ne gitmek için önce Ölüdeniz’e gideceksiniz, oradan kiralayacağınız veya dolmuş usulü gidiş-dönüş bineceğiniz bir tekneyle vadinin kumsalına ineceksiniz. Koy, Ködürümsü limanı olarak da bilinir. Tekne yolculuğu yarım saat sürüyor. Yolda dileyenler mavi mağaraya da uğrayabilirler. Mağaranın sularına bırakıp, mavi-yeşil yansımalara  koyuverebilirler kendilerini.

2000 metrelik Babadağ’ın eteklerindeki Kelebekler Vadisi'nin içinde iki patika var. Biri şelalelere, diğeri Faralya Köyüne çıkıyor. Sportmen, doğa yürüyüşleri konusunda birazcık da olsa tecrübeli olmayanlar vadinin yukarılarına tırmanmayı denemesinler. Birinci şelaleye kadar çıkmakla yetinsinler. Köye çıkan yol ise çok dik. Bir iki yerde ancak ip yardımıyla yukarı tırmanılabiliyor. Dağcılık deneyiminiz yoksa hiç kalkışmayın. Köydeki manzara ise olağanüstü. "George House" tabelasını izlerseniz, yayık ayranı eşliğinde güzel köy yemekleri yiyebileceğiniz bir eve ulaşacaksınız.

Kelebekler vadisi kumsalında  konaklama tesisi yok. Çadır kurabilir ya da üzeri çalı ve yapraklarla kaplı çardaklarda, ağaç dalları arasına kurulmuş teraslarda geceleyebilirsiniz. Kumsalda bir  kır lokantası kuruluyor yazları. İşletmeciler vadiye çıkış konusunda size yardımcı olacak, yol göstereceklerdir.

ÖLÜDENİZ (37km)

Fethiye’den Ölüdeniz’e çamlar arasından giden yol 14 km. Yokuşlu inişli yolun sonunda birden müthiş bir mavi çıkıverir karşınıza. Burası Belcekız Koyu’dur. Koyun içinden uzanan kumsalı yürüdüğünüzde ise eşsiz Ölüdeniz’i görürsünüz. Ölüdeniz büyülü gibidir, kıpırtısız durur öylece. Dibinde tek bir yosun bile yoktur, beyaz bir kumla örtülüdür. Suyun ve dibinde kumun kırdığı ışık turkuaz bir renk verir. Ölüdeniz’e Çamların gölgesi düşer ve bu etkileyici turkuazı zenginleştirir.

Ölüdeniz’de 950 hektarlık alan Kıdrak Tabiat Parkı ilan edildi ve koruma altına alındı. Ölüdeniz Lagünü ve Kıdrak Plajı'nı kapsayan bu alan aynı zamanda SIT bölgesi ve özel çevre koruma alanı içinde kalıyor.

Alanın içindeki  Kumburnu Günübirlik Dinlenme Tesisleri   Muğla Valiliğine bağlı MELSA Ltd. Şti. eliyle işletiliyor. Yılda 400.000’ e yakın kişi giriş yapıyor alana. Giriş ücretli. Bir büyük iki küçük kafeterya hizmet veriliyor. Fast  food türü yiyecek ve içecek  satışı yanında Şark köşesinde saçta gözleme yapılıyor. Piknik yapmak isteyenler için düzenlenmiş bir piknik alanı da var. Ama mangal yakmak  Mayıs – Ekim ayları arasında yasak. Şezlong ve şemsiye kiralamak mümkün. Otopark duş-WC hizmetleri ücretsiz. 650 araç kapasiteli otopark güvenlik kameraları ve görevliler ile denetim altına alınmış.

Plajda su sporları (kano, parasailing, su kayağı, banana) işletmesi de var. Meraklıları için not edelim.

Bu olağan üstü doğa parçasının temizliği ve korunması için çok özen gösteriliyor. Kurulan laboratuar ile Belcekız Plajı'nın tamamında günlük olarak deniz suyuna ilişkin ölçümler yapılıyor.

Plaja ISO 14001 belgesi alınması çalışması başlatıldı. Türkiye’de ilk kez Kıdrak Plajı bu belgeye sahip olmuş olacak.

Ölüdeniz hakkında daha fazla bilgi için www.oludenizguide.com web sayfasını ziyaret ediniz.

TLOS (58km)

Fethiye’ye 40 km. uzaklıktaki Tlos antik kentine Fethiye-Antalya yolu üzerinde  22 km sonra  Kemer Bucağı’na sapıp, şehir içinden sağa dönerek (Çatallar Köyü yolu) 13 km’lik bir yolla ulaşılıyor.

Ören yeri Saklıkent’e de 8 km uzaklıkta ve Yaka Köy’ün yanında. Önünde Osmanlı yapısı bir kalenin gizlediği kentin akropolü dik  bir tepenin üzerinde bulunuyor. Kaleye çıkarken yamaçtaki kayalıklara oyulmuş tapınak mezarlar dikkatinizi çekecek. Kanatlı atı Pegasus’un üzerinde üç başlı canavar Chimera ile savaşırken resmeden süslemeleriyle Bellerephontes’e  ait tapınak mezar, bunların en görkemlisi. Girişinde iki sütun, üç bölümlü duvar, ortada süslerle bezenmiş kapı motifi, iki yandan mezar odasına giden kapılar mezara ilgiyi artırıyor.

Kalenin altındaki düzlükte Lykia duvar kalıntıları, 9 metre genişliğe sahip, 6 kemerli kapısı ayakta olan kent agorası, güneyde ise Roma dönemi surlar görülüyor. Kentin en iyi durumdaki yapısı tiyatro. Lykia kaya mezarları; hamam, paleastra ve gymnasium kalıntıları da ilgi çekici. 

Tlos, Likya bölgesinin en eski yerleşim alanlarından biri. Likya yazıtlarında Tlawa olarak geçen kentten MÖ 14. yüzyıl Hitit belgelerinde Lukka topraklarındaki Dlawa olarak söz edilmekte.

Ören yeri girişindeki yol kenarında, çınar ağaçlarının serinliğinde çay bahçeleri sıralanıyor. Soğuk bir şeyler  ve özellikle bol köpüklü yayık ayranı içebilirsiniz.

SAKLIKENT (65km)

Göcek’in sıcaklardan bunaldıysanız bir gün değişik bir şey yapın. Güneş ışınlarının giremeyeceği kadar dar ve yüksek bir kanyona girin, buz gibi sularda yürüyün.  Saklıkent’e gidin.
Saklıkent’e Fethiye-Antalya karayolundan Kemer ilçesi yönünde ayrılarak ulaşılıyor. Sapaktan 13 km sonra Tlos’a, 21 km sonra da Saklıkent’e ulaşılıyor. Kanyon girişi için ücret ödeyeceksiniz. 
Eşen çayı, kanyonun 100 m. içinde patlayarak çıkıyor yeryüzüne. Çay yaz-kış öylesine deli akıyor ki, akıntıya karşı ilerlemek mümkün değil. Çayın üzerine kanyon duvarına tutturulmuş tahta iskeleler kurulmuş. İskeleden tek sıra ilerliyor ve çayın patladığı yere ulaşıyorsunuz.
Müthiş bir çağıltıyla dökülen suları bu noktadaki restorana oturup izleyebilirsiniz. Dilerseniz buz gibi suyu aşarak karşı kıyıya geçip , kanyonun derinliklerine doğru ilerleyebilirsiniz. Suyun dibi çakıllı taşlı olduğundan lastik ya da bez ayakkabınızı yanınıza almayı unutmayın. Böyle  bir şeyiniz yoksa üzülmeyin, turizmin sınır tanımaz hizmeti karşınızda, hemen kanyon girişinde: "Plastik ayakkabı satış mağazası" var.
Kanyon kimi zaman daralarak, kimi zaman engebeli bir biçimde 18 km sürüyor. Sonuna kadar gitmek zor. Yazın sıcak günlerindeki serinlik hoş ama rutubet öylesine fazla ki. Yürüyüş uzadıkça keyfi kaçıyor. En iyisi birkaç yüz metre gidip dönmek.

PINARA (68km)

Fethiye-Eşen yolu üstünde, 45. km’den batıya ayrılan yol  izlenirse Minare Köyü'ne ulaşılır. Minare Köyü'nün halkı, ören yerine çıkan toprak yolu gösterebileceği gibi traktörlerle de ulaşımda yardımcı olmaktadır.

Likya dilinde yuvarlak anlamına gelen Pınara sözcüğü kimi yazıtlarda Pinale biçiminde okunmaktadır. Likya birliğinin önemli kentlerinden olan Pınara, Xanthos, Tlos, Patara, Myra ve Olympos ile birlikte üç oy hakkına sahipti. Satrap Piksodaros döneminde kentin ilişkileri bilindiği gibi, Büyük İskender’in Asya seferi sırasında İ.Ö.334-333 yılında adından sözedilir. Kentin batı kesimindeki yüksek kayalık bölge ilk yerleşim yeri olmalıdır. Roma çağında daha alçak olan kayalıkla aradaki sırta inen kentin tiyatrosu yer sorunu yüzünden neredeyse kent dışına, kuzeydoğuya inşa edilmişti.

GÖKOVA (85km)

Muğla’ya doğru giderken Sakar Geçidi’ni çıkmadan sola ovaya doğru kıvrılarak inen 7 km’lik yoldan sonra Gökova’ya ulaşılır. Bu yolun bitiminde sola dönüp Azmak denilen pırıl pırıl dereyi izleyin. Akyaka’nın özel mimarisi hemen dikkatinizi çekecektir.  Sağınızda solunuzda ahşap yapıların en güzelleri sıralanıyor. Özenmemek, imrenmemek zor.
Hani kamyonların arkasına yazılan yazlardan birinde "Nazar etme  ne olur, çalış, senin de olur." yazar ya, o misal, haset etmeyin, sizin olmasa da bu evlerde bir kaç gece konaklayabilirsiniz. Çağıl çağıl akan ve içinde ördeklerin, kazların oynaştığı dere kimi otellerin, evlerin bahçelerinin içine girip çıkar. Denize ulaşınca başka bir maceraya başlar.
Akyaka şehir merkezi içine girip orman alanına doğru ilerlerken sola dönerseniz plaja çıkarsınız. Deniz sığ ve dalgalı olduğu için biraz bulanıktır. Azmak derenin denizle buluştuğu noktadır burası. Dilerseniz tekneyle Azmak’a girebilir ve berrak suda kocaman tatlı su balıklarını seyredebilirsiniz.
Şehir merkezinin hemen yanı başında başlar yemyeşil çam ormanı. Orman Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen kamp ve piknik alanında bir lokanta var. Ayrıca konaklamak için de bungalovlar bulunuyor. Denize ormanın gizlediği küçük kumsallı koylardan girmek için daha ötelere gitmek gerekiyor. Akyaka’dan tekne kiralayarak ya da yürüyerek bu koylara ulaşabilirsiniz.

 

MARMARİS (103km)

Marmaris Türkiye’nin en popüler tatil merkezlerinden birisidir. Özel araçla gidiyorsanız çamlar arasından Marmaris’e doğru inen yolda "İşte Marmaris" yazılı tabelayı görünce bir mola verip kenti kuşbakışı seyredebilirsiniz. Son 15 yılda çok hızlı bir yapılaşma yaşandı ama yine de güzel görünür kent, bu noktadan. 
Marmaris yaz aylarında 100.000’i bulan şehir içi nüfusuyla artık devasa bir tatil şehri durumundadır. Otellerin yatak kapasitesi 60,000’i aşmıştır. Her bütçeye uygun otel bulmak mümkündür. Yüzlerce lokanta, cafe, eğlence yeri açılmıştır. Onca yapılaşmaya rağmen, yapılan çevre düzenlemeleri ve arıtma sistemleri sayesinde kent içindeki plajlardan denize girilebilen ender kentlerimizdendir. Daha temiz deniz, daha boş sahiller arayanlar için karadan ya da tekne turlarıyla ulaşılabilen koyları vardır. Su ve doğa sporları meraklılarına, oteller ve seyahat acenteleri çok çeşitli seçenekler sunar.
Kent merkezindeki en önemli tarihi yapı Kale’dir. Kale ilk kez İonialı'lar tarafından yapılmıştı. Bugünkü kale 1522’de Osmanlı'lar tarafından yapılmış olandır. .
Marmaris yakın çevresinde Osmanlı dönemine tarihlenen başka eserler de var. Kemeraltı Mahallesi’ndeki İbrahim Ağa Camisi 1789’da, Muğla yolunun 10. km’sindeki Taşhan ve Kemerli Köprü ise 1552’de yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferine çıkmadan önce ziyaret ettiği kehanetleriyle ünlü Sarıana’nın türbesi aynı adlı mahallededir. Rivayete göre Rodos seferine hazırlanan koca Osmanlı ordusunun bütün askerleri Sarıana’nın tek ineğinin sütüyle kahvaltı yapmış.
Marmaris Netsel Marinası Güney Ege’nin en büyük ve modern marinasıdır. Net ve Koç Holding tarafından işletilen marinada, yatlara her türlü servis verilmektedir. Marina ile çarşı arasındaki rıhtıma ise Mavi Yolculuk ve günübirlik gezi tekneleri bağlanırlar.
Yat limanından Venedik deresini takip ederek içeri yöneldiğinizde barlar sokağına çıkacaksınız. Her türlü müzik zevkine hitap eden barlar sağlı sollu bu sokakta sıralanır.
Çoğu eski Marmaris evlerinin restorasyonuyla dönüştürülmüştür bugünkü işlevlerine. Yüksek duvarlarla çevrili eğlence kompleksleri de açılmıştır bu bölgede son yıllarda. Eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürer.
Rıhtım boyunca sıralanan bar ve lokantalar ise günbatımı öncesinde dolmaya başlar. Rıhtıma paralel ve dik inen sokaklar Marmaris’in gece yaşamının en renkli noktasını oluştururlar. Müziğin ve eğlencenin her türü vardır. 
Eski kent devasa bir alışveriş merkezi gibidir. Araç trafiğine kapalı, üstü tentelerle örtülü sokaklara sıralanmış dükkânlar ve tezgâhlar çok renkli bir görüntü oluştururlar. Alışveriş niyetiniz olmasa bile, bu sokaklarda dolaşmaktan keyif alacaksınız.